Evimin kapısı, bahçemin etrafındaki çit, işe gidiş saatim, dersten çıkış zamanı, yasak levhaları, toplumsal kurallar ve aksini yaptığımda ödeyeceğim bedeller. Bu misaller gibi birçok alanda dışşal sınırlarımız net ve aşikardır. Ancak kişisel sınırlarımız, prensiplerimiz, evetlerimiz, hayırlarımız ise bir o kadar görünmezdir. Onları görünür yapamadığımızda ise ruhsal, bedensel, duygusal vb. gibi bir çok bedel öderken kendimizi buluruz.
Sınırlar bizim kim olduğumuzu tanımlamamızla, limitlerimizin nerede başlayıp nerede bittiğini belirlememizle başlar.Değerlerimiz, inançlarımız, ahlaki ilkelerimiz, sorumluluklarımız, ilişkilerimizin şekli, kabullerimiz, istek ve ihtiyaçlarımız gibi birçok noktayı tanımlamak gerekir.Bunları belirlemekle birlikte kimliğimizi koruyacak, sahip çıkacak duruş göstermek bir o kadar önemlidir. Tabii ki sınır çizmek derken duvar örmeyi kast etmiyoruz. Zaman zaman açabildildiğimiz bazen de kapattığımız esneklikte bir yer. Bize iyi gelecek olanları içeriye aldığımız tehlikeli olanları dışarıda bıraktığımız bir mekan gibi.
Sınırlar aynı zamanda kişiye, kültüre, topluma, aile dinamiklerine göre değişecektir. Burada kritik nokta kişinin ruhsal bütünlüğünü koruyabilmesi, tehdit altında hissetmemesidir. Sınırlarımızı çizemediğimizde bir çok şeye evet derken ve istemediğimiz şeyleri yaparken kendimizi buluruz. Kendimiz ve diğerlerinin isteklerini karşılamak konusunda içsel çatışma yaşarız. Sürekli bu ikilem halinde yaşamak, zamanla tükenmişlik ve ruhsal yorgunlukla beraber ilişkisel problemlere, kronik anksiyete, depresyon, bağımlılıklar, somatik semptomlar gibi sorunlara dönüşmesine sebep olur. Oysa ki sağlıklı sınırlar çizebilmek kişiye alan açar, özgürlük sağlar, ilişkilerini düzenler, yüklerini hafifleterek yaşam enerjisine olumlu katkı sağlar.
Kim olduğumuzu belirlediğimizde, evet demek kadar itiraz edebilme hakkımızın da olduğunu normalleştirdiğimizde ruhsal ve bedensel sağlığımızı koruyor olacağız.
